
KERBELA KATLİAMINDA KUFELİLER VE SAKİF KABİLESİNİN ROLÜ
1-KUFELİLERİN ROLÜ
Kerbela Katliamı ile ilgili okuyacağınız makaleyi “Kufeliler ve Sakif Kabilesinin Rolü” başlığı ile birlikte yazmayı planlamıştım. Ama yazının çok uzun olması nedeniyle ikiye bölerek yayınlanmasının daha doğru olacağına karar verdim. Önce Kufelileri sonra da ikinci bölüm olarak Sakiflileri yayınlayacağız. Kufeliler ne yazık ki Hazreti Hüseyin’i davet edip sonra vazgeçerek Yezid Ordusu karşısında yalnız bıraktıkları için büyük sorumlulukları vardır. Ayrıca İmam Hüseyin’in ve 72 aile mensubu ve yoldaşlarının katledilmesinde birinci derecede rol alan kişi Küfe ve Basra valisi Sakifli Ubeydullah b.Ziyad olmuştur. Ubeydullah b.Ziyad, 651 yılından sonra Muaviye Düzeni için Irak’ta ki Kufe ve Basra şehirlerinde Ali Taraftarlarına kan kusturan Taif asıllı Sakif kabilesi mensubu kendisi gibi zalim babası Ziyad b.Ebih’dir. Ubeydullah denen zalim katil babasının yolundan giderek Kerbela Faciasını yaratmıştır. İşte bu azgın zorbalara bir de Haccac b. Yusuf ve Yusuf b. Ömer Sakkafi’yi de ekleyerek yazmak gerekiyor.
Kerbela Katliamı 680 yılı 10 Ekim günü yaşanmıştır. Ay Takvimine göre Muharrem ayının onu olması nedeniyle 10 Muharrem Matemi olarak da anılıyor. Kerbela’da Olayı, İmam Hüseyin ve 26’sı Ehli Beyt ,46’sı Hüseyin ile sonuna kadar birlik olup savaşan 46 yoldaşı,5000 kişilik (Bazı kaynaklar çok daha fazla rakam veriler)Yezid Ordusu tarafından en acımasız ve vahşi bir şekilde şehit edildiler. Emevi Halifesi Muaviye oğlu Yezid’in iktidarı döneminde yaşanan bu acımasız ve insanlık tarihinin en zalimane katliamı 1346 yıldır başta Ali Yolunu takip eden Aleviler ve tüm vicdan sahibi insanların hüzünle ve acıyla andıkları bir gün olmuştur. Kerbela Katliamına giden süreçte birçok etken rol oynamıştır. Ama en uğursuz rolü de Kufeliler ortaya koydular.
Önce Kufe Halkının Kaypak Tutumu
Bilindiği gibi Muaviye(halifeliği 661-680-Nisan) öldüğünde daha önce 676 yılında veliaht ilan ettiği oğlu Yezid (Nisan-680-11 Kasım 683) hemen halife oldu. Veliahtlık olayı gündeme geldiği anda zaten büyük tartışmalara sebep olan Yezid, iktidarı döneminde de çok büyük acılar ve katliamlarla üç yıl sonra öldü. Yezid Halife olduğunda, zaten Muaviye’nin tüm çabalarına rağmen veliahtlığını kabul etmeyen başta İmam Hüseyin ve Abdullah Zübeyr bu hilafete en kararlı karşı tutum aldılar. O dönem Müslüman dünyasında tecrübeli ve aile bağları açısından etkili olan Halife Ömer oğlu Abdullah, Peygamberin amcası Abbas’ın oğlu Abdullah ve Halife Ebubekir’in oğlu Abdurrahman, Yezid’in önce veliaht ilanı ve halife olmasına karşı oldular. Abdurrahman b.Ebu Bekir, Yezid’in halife olmasından önce öldüğü için o devreden çıkmıştır. Geriye kalan iki Abdullah ise “halk kabul ederse bizde kabul edip biat ederiz” diyerek başta teslim bayrağını çektiler. Geriye iki lider isim kaldı. Biri Hz. Hüseyin, diğeri ise Hz.Ali’ye karşı 656 yılında yaşanan Cemel savasını yapanlardan Zübeyr’in oğlu Halife Ebu Bekir’in kızı Esma’dan doğan ve aynı zamanda Aişe’nin yeğeni Abdullah kalmıştır.
Muaviye, 680- Nisan başlarında öldüğü ve Yezid’in halife olduğu günlerde, Hüseyin ve Abdullah Medine’de yaşıyorlardı. O zaman Medine valisi Velid b.Utbe idi. Zaten daha önce Yezid’in veliaht ilanına karşı çıkan Hüseyin ve Abdullah doğal olarak Yezid’in halifeliğine de karşı çıkmıştılar. Bunu bilen Yezid, Medine valisine “Hüseyin ve Abdullah’ı çağır derhal biatlarını( kabul ettiklerini) al. Eğer itirazlarına devam ederlerse boyunlarını vur ve başlarını bana -Şam’a gönder” demiştir. Yezid’in daha Nisan ayı içinde Medine Valisi Velid’e gönderdiği “ Hüseyin eğer biatimi kabul etmez ise öldür ve başını kes bana gönder” emri birçok İslam tarihçisi tarafından net olarak açıklanıyor. Bu durum ve emir ortada iken birçok sözde tarihçi “ Yok efendim Yezid , “Kerbela’da Hüseyin’e saldırın, katledin başını kesip bana gönderin” dememiştir. Bu vahşeti kraldan daha kralcı kesilen Ubeydullah b. Ziyad, Ömer b. Sad ve Şimir gibi zalim adamlar yaptı, kabahati de Yezid’in üstüne kaldı” diyerek Yezid’i aklamaya çalışıyorlar. Adam daha ne olduğu belli olmayan Nisan ayında “ Kes başını gönder” diyor. Yezid’in niyeti ve planı gün gibi ortada iken, onu aklama çabası göstermek ne kadar anlamsız bir şey!? Yezid’ten emiri alan Medine valisi bir akşam Hz. Hüseyin’i yanına çağırarak görüşüyor ve Yezid’e biat istiyor. İşin çok ciddi olduğunu anlayan Hüseyin, ailesini yanına alarak 4 Mayıs 680 günü sabahı Medine’den ayrılarak Mekke’ye doğru yola çıkar ve 9 Mayıs günü Mekke’ye ulaşıyor. Abdullah b. Zübeyr ise vali ile görüşmeden o gece Medine’den ayrılıp Mekke’ye doğru gidiyor.
İşte bu günlerden kısa bir süre sonra Hüseyin’in Yezid’e biat etmediği ve Medine’yi terk ederek Mekke’ye gittiği haberi hemen Kufe’de duyuluyor. Bu sefer yeniden Kufelilerin Hz. Ali’ye, Hz. Hasan’a yaptıkları kaypaklık, vefasızlık ve verdikleri sözlerden cayma devri başlıyor. Kufe halkı içinde kararlı, verdikleri sözden caymayan, Muaviye ve valilerinin Küfe camisinde Hz.Ali’ye küfür edilmesine kararlılıkla karşı çıkarak idam edilmeyi göze alarak, Şam’da idam edilen Hucur b.Adi ve yedi arkadaşı gibi birçok dürüst kişiler vardı. İkinci bölümde ayrıntısıyla anlatacağımız Taifli Sakif Kabile liderleri olan Mugire b.Şube, Zalim Haccac, Ziyadb.Ebhi ve oğlu Ubeydullah, Haccac’ın amca oğlu Yusuf b.Ömer gibi Muaviye, Yezid ve Mervan düzeninin en önemli hizmetkarı zorbalar olurken , Sakifli bir Muhtarı Sakkafi çıkıyor ve Kufeli Tevabün(Pişman olanlar) hareketinin desteğini alarak aslanlar gibi savaşıyor. Muhtar Sakkafi, Kerbela Şehitlerinin intikamı için,19 Ekim 685’te Kufelilerin desteği ile başlattığı ayaklanma hızla büyütülerek, Kufe ele geçirildi ve valisi kovuluyor. Muhtar, Hz. Hüseyin ve aile fertleriyle yoldaşlarını katledenleri acımasız katilleri tek tek bularak yok etmiştir.
Ama ne yazık ki Kufe’de var olan çürüklük, en kritik anlarda defalarca tekrar edilmiştir. 657 yılında Hz.Ali ile Muaviye arasında yapılan Sıffin Savaşı’nda Hariciler ve Eşas b.Kays gibi gizli Muaviye ajanları başta olmak üzere bazı bozguncu ajanlar, büyük asker Malik b. Eşter’in, Muaviye’i kuşatıp ve teslim alacağı anda, Amr b. el As’ın sinsi planı ile Kuran sayfalarının havaya kaldırılması sırasında patlak veren, “Kuran’a kılıç çekilmez” diyerek yapılan bozgunculukla Muaviye’yi kurtarma operasyonu Kufelilerin eseri olmuştur. Önce “He” deyip sonra bırakıp kaçmak ne yazık ki Kufelilerle özdeş hale gelmiştir. Prof.Mehmet Muhafız Söylemez Hoca’nın “ Bedevilikten Hadariliğe -KUFE” kitabı, bu konuda çok öğretici ve örnekler vererek gerçekleri bir bir ortaya koymaktadır.
Konumuza dönersek, Mekke’ye gelen Hüseyin bir çıkış ve dayanak arıyordu. Uzun süre Yezid’e karşı durarak Mekke’de kalması çok zordu. Mayıs ayından itibaren Kufelileriden yağmur gibi mektuplar gelmeye başladı. “ Hey Hüseyin! Biz de Yezid’in hilafetine karşıyız. Gel başımıza geç, senin önderliğinde büyük bir kitle olarak isyan edip Emevi düzenini yıkalım” diye sayısız mektuplar geliyor. Gelen binlerce mektubun içinde Fahrad Daftary, ilginç isimleri veriyor. “….Cemel ve Sıffin Savaşlarında Ali’nin safında savaşmış Süleyman b.Surad el-Huzai ,Habib b.Muzahir ve Müslim b. Avsece gibi Kufeli Şii liderleri Hüseyin’e bir mektup yazıp, halifeliği Yezid’den almak için Kufeli taraftarlarının başına geçmeye davet ettiler.” (F.Daftary, İsmaililer s.87) İşte şehir tabanından sıradan insanlar ve liderlerinin böyle ısrarlı davetleri üzerine Hz. Hüseyin bu durumu ileri gelen akrabalarıyla tartışıyor. Küçük baba bir, ana ayrı üvey kardeşi Muhammed Hanifi ,amcazadeleri Abbas’ın oğlu Abdullah ve daha birçok kişi “ Sakın Kufelilerin sözüne kanıp da Kufe’ye gitme. Bak sen de sıffi savaşı ve sonrasında olanları gördün yaşadın. Baban İmam Ali ve abin Hasan’ın başına bu Kufeliler ne belalar açtılar. En kritik anlarda döneklik yaparak Muaviye’ye iktidar yolunu açtılar. Babamız orada öldürüldü, abin Hasan, Kufelilerin dönekliği yüzünden hilafeti Muaviye’ye teslim etmek zorunda kaldı. Kufeliler bu sefer de seni de yarı yolda bırakırlar, sakın gitme. Başka bir yerlere git ama Kufe’ye gitme” demişlerdir. Kufelilerde gelen yoğun talepler üzerine Hz. Hüseyin amcaları Akil’in oğlu Müslüm’ü gerçek durum nedir, ne olabilir diye bir araştırma yapmak için Kufe’ye gönderiyor. Mekke’den yola çıkan Müslüm, 9 Temmuz günü Kufe’ye ulaşıyor. Esas olarak Yemenli olup büyük Kinde kabilesinin bir kolu olan Muradoğulları kabilesi önderlerinden Hani b.Uvre adında ki bir kişinin evine misafir oluyor ve çalışmalara başlıyor. Bu arada Emevilerin Kufe Valisi Numan b.Beşir’dir. Vali Numan, Kufe’de ki kıpırdamalara karşı şiddet ve kırıp dökme yolunu seçmiyor. “ Şiddete başvurmadığınız sürece fikirlerinizi söyleyin, tartışın, ama şiddet olursa bende size şiddetle karşılık veririm” diyen bir strateji izliyor. Müslüm’ün bir aylık çalışması sonrasında bazı kaynaklar 12.000, bazıları 18 ve 20 bin kişi gelip Hüseyin için biat verip “ Bu davada her türlü fedakarlığa hazırız” demişlerdir. Müslüm b.Akil, Ağustos ortalarında yaptığı çalışmaları bir rapor halinde yazarak Mekke’de ki Hüseyin’e gönderir. Gelen mektupta “…Şu ana kadar Kufe’de verilen biat sayısı ile size gönderilen davet mektupları gayet uyumludur. Son derece heyecanlı bir destek var, herhangi bir terslik yok” demiştir.
Sakifli Ziyad’ın oğlu Ubeydullah Kufe’ye Vali Oluyor
İşte Hüseyin Mekke’de hareket etmeye karar verdiği günlerde Yezid Kufe Valisini görevden alıyor. Basar Valisi Ubeydullah b. Ziyad’ı her iki ilin ortak valisi olarak atıyor. Daha sonra ayrıntısıyla anlatacağımız konu olan bu olayın geçmişi şöyledir. Ubeydullah’ın babası zalim adam Ziyad b. Ebhi, Muaviye döneminde her iki ilin yani Basra ve Kufe valiliği yapıyordu. Yezid’de işin ciddiyetini kavrayarak, Numan b.Beşir’i azil edip, Ubeydullah’ı atamış. İşte her şey bu andan sonra hızla değişerek başka bir mecraya kayar.
Ubeydullah yanına bir ordu falan almadan, esas ordusu Suriye’de gelsin diyerek az bir kuvvetle zaten yakın olan Basra’da yola çıkıp aceleyle Kufe’ye gelir. Zalim vali, Kufe’ye yüzünü kapatarak siyah bir kumaş örterek girer. Halk bu peçeli vaziyette gelenin Hz. Hüseyin olduğunu zannederek büyük gösteriler yaparak sevinç gösterileri yaparlar. Halkın, Hüseyin geldi diye sevinç içinde ortalığa dökülmesi Ubeydullah’ı korkutur. Bu nedenle halka çok kızar. Hemen o gün akşam namazında Kufe halkının camiye toplanmasını emreder. O akşam camide tehdit ve şiddet içerikli bir konuşma yaparak “ Yezid’e biat etmeyenleri öldüreceğini, evlerine malına mülküne el koyacağını” söyler. Müslüm’ün de Kufe’de çalışmalar yaptığını öğrenen Ubeydullah, onu bulmak için çeşitli yolları dener.
Müslüm’ün kaldığı evi tespit edilmesinde en önemli sebep bir ajan kullanmasındadır. Ubeydullah, Ma’kıl adında bir adamına 3000 dinar vererek git Müslüm’ün destekçileri içine gir. Bende sizdenim, biat etmek istiyorum, biraz param da var onu Müslüme götürüp vererek yardım etmek istiyorum” der. Bir müddet Müslüm’e biat yazdıranlarla birlikte olan Ma’kıl sonunda Müslüm’ün kaldığı eve giderek görüşür. Ondan sonra bu bilgiyi valiye getirir. Vali bu durumu öğrenince Hani’yi valilik sarayına çağırtır. Müslüm’ün evine misafir olduğu kişi olan Hani, kabile ileri geleni olduğu için daha önceleri valinin yanına sık sık gidip gelirmiş. Ubeydullah saraya getirttiği Hani’ye “ Müslüm’ü sen evinde saklıyormuşsun” der. Hani önce inkar eder. Vali üsteler ama Hani ısrarla “ hayır saklamadım” der. Bunun üzerine ajan olarak kullandığı Ma’kıl’ı içeri alır ve olayı anlattırır. Bu durumda Hani’nin yapacağı bir şey kalmaz. Mecburen kabul eder. “ Ama ben çağırmadım, o benim iradem dışında evime gelip misafirim oldu. Bana sığınan insanı ifşa edemem” Vali çok kızar ve “ O zaman git Müslüm’ü buraya getir” der. Hani kabul etmez, bu sefer de işkenceler yaptırır, yine gidip getirmez. Vali o akşam Hani’yi tutuklar. Haninin tutuklandığını veya öldürüldüğü söylentileri şehirde yankılanınca aşiret mensupları valilik sarayını kuşatır. Vali sarayda bulunan ileri gelen aşiret mensuplarından birisini dışarıya çıkartarak , “ Hani öldürülmedi, sağdır. Bir konu hakkında araştırma yapılıp bırakılacak” der. Halk bu açıklama üzerine sakinleşip gerisin geri dağılıp giderler. Kinde Kabilesinden meşhur Eşas b.Kays’ın torunu Abdurrahman b. Muhammed valiye gelerek Müslüm ve Hani’nin öldürülmeyeceğine dair söz alırsa kendisine getireceğini ister. Vali kabul eder.
Hani’nin yakalanıp tutuklanması üzerine, o gece sabahında Müslüm isyanı başlatıyor. Vali halkı korkutmak için o ara sürekli, “ Suriye’de çok büyük bir ordum yola çıktı geliyor. Rahat durun yoksa sizi ezer geçerim” diyerek adamları vasıtasıyla halk içinde propagandalar yaptırıyor. Ayrıca Küfe’de ki aşiret liderlerini her gün valilik konağına çağırıp konuşuyor onlara paralar ve insanlarda bulunarak aşiret üyesi gençlerin Müslüm’e karılmaması için telkinlerde bulunup çalışmalar yapmasını istiyordu. Aşiret liderleri yetmedi, kadınları devreye sokarak Müslüm’ün yanında toplanan az sayıdaki gençleri vaz geçirtmek için anneleri, kız kardeşleri, eşleri gelerek tartışıp isyandan vaz geçirtip alıp götürmeye başmışlar. Kaynaklar o gün sabah 4000 kişi ile isyana başlayan hareketinde akşam olunca 500 kişiye düştüğünü yazıyorlar. Karanlık basınca da bu kişiler de bırakıp kaçmışlar. Artık Müslüm’ün arkasında onlarla ifade edilen çok az sayıda kişi ile bir şey yapamayacağını gören Müslüm orada kaçarak yine Kindeli bir yaşlı kadının evine sığınıyor. Kadının oğlu da Müslüm’le beraber çalışacağına söz veren bir gençmiş. Sonunda bu genç aşiret temsilcisi Abdurrahman b. Muhammed’e durumu bildiriyor. Abdurrahman’ da Ubeydullah’ın yanında hükümet konağında toplantıda olan babası Muhammed’e bilgiyi veriyor. Sonunda Müslüm’ün yeri yine belli oluyor. Muhammed b.Eşas b.Kays ve oğlu Abdurrahman Kufe’de oturan bir kalleş adamdı. Eşas b.Kays ise Hz. Ali’ye her türlü sinsi tuzakları kuran, Hz. Hasan’ı zehirleyip şehit ettiren o kalleş hanımı Cude’nin babası Yemen Ağalarındandır. Vali Ubeydullah, bu haber üzerine Muhammed’i 60-70 kişilik bir asker gurubuyla Müslüm’ün getirmek için kaldığı eve gönderir. Müslüm’ün artık savaşmaktan başka çaresi kalmamıştır. Askerlerle çatışma başlar, Araya Muhammed b. Eşas girerek “ Müslüm, sana ben eman verdim, kimse dokunamaz” diyerek çatışmaya son vererek Müslüm’ü valilik sarayına getirirler. Muhammed, Müslüm’e ve Hani’ye sözde emen verilsin diye vali ile ısrarla konuşur ama zalim vali dinler mi? Vali sarayında 4 Eylül 680 günü Hani ile Müslüm’e işkenceler yaparak öldürüp başlarını keserek Şam’a gönderir, cesetleri valilik konağı balkonundan aşağıya atılarak Küfe sokaklarında gezdirildikten sonra de şehir meydanına asarlar.( Prof. Adnan Demircan, Kerbela (Keder ve Bela), s. 399 ) İşte Kufelilerin yaptığı döneklik böylece acı bir şekilde sonuçlanır. Bir anlamda Hz. Hüseyin’in Kufe’ye güvenerek başlatacağı mücadele 4 Eylül günü son bulur. Medine ve Mekke’de “ Kufe’ye sakın gitme, onlar kaypaktır, sana sahip çıkmazlar” diye uyaran kişiler haklı çıktılar.
Hz. Hüseyin Kufe’ye Doğru Yola Çıkar
Kaynakların verdiği bilgiye göre İmam Hüseyin 9 Eylül 680 günü Kufe’ye gitmek için Mekke’den yola çıkıyor. Bazı kaynaklar Hüseyin’in 500 kişi ile yola çıktığını yazarlar. Bilindiği gibi Müslüm 9 Temmuz günü Kufe’ye girmiş, yaklaşık iki ay çalışmış ve 4 Eylül günü katledilmişti. Müslüm, katledilişinden yirmi gün önce Hüseyin’e gönderdiği mektupta “18.000 kişi biat etti, şartlar çok müsait “ demişti. Ama yirmi gün içinde Ubeydullah b.Ziyad’ın Kufe’ye gelmesi ile her şey altüst olmuş ve Kufeliler sindirilmiş, son anda Müslüm’e beş, on kişi dışında sahip çıkan olmamıştı .İşte İmam Hüseyin Mekke’de yola çıktığında bütün bu olumsuz ve feci durumlardan habersizdi. O, Müslüm’ün yirmi gün önce gönderdiği mektuba göre sanki Kufe’de on binler biat etmiş, heyecanla kendisini bekliyor sanıyordu. Mekke’de yola çıkarken yine başta kardeşi Muhammed Hanifi ile önemli insanlar “ Hüseyin gel vazgeç, şu Kufelilere güvenip de yola çıkma” diyerek ısrarla vazgeçirmeye çalışmışlar. Hüseyin kararından dönmeden kız kardeşi Zeynep ile kardeşleri, ailesi ,çocukları ve amcası Cafer ile Akil’in oğullarını yanına alarak 9 Eylül’de Mekke’den hareket etmiştir. Muhammed Hanifi ve Abbas’ın oğlu Abdullah, çocuklarından kimseyi Hüseyin ile beraber gitmelerine müsaade etmemişlerdir. Ayrıca Yezid’in Mekke Valisi Amr b.Said el-Aştak, Hüseyin’in önüne çıkarak “ Müslümanları bölme, tefrika çıkartmak için Kufe’ye gitme” diyerek engel olmak istemiştir. Hüseyin kabul etmeyip yola devam edince ,derhal Yezid’e bir haberci göndererek durumu bildiriyor.(Prof.İbrahim Sarıçam, Emevi-Haşimi İlişkileri,s.318-Prof.Adnan Demircan, Kerbela, 41) Kafile yol üzerinde el-Sıfah denen yerde konaklarken, Kufe’den geri dönen Arapların ünlü şairi Ferezdak ile karşılaşırlar. Sohbette Hz.Hüseyin Kufe’de ki durumu sorar. Ferezdak, “… Halkın kalbi seninle, kılıçları ise Beni Ümeyye’yledir. Kaza ise gökten iner ve Allah dilediğini yapar” şeklinde cevap verir. Ayrıca Hz.Hüseyin ve beraberindekiler yola devam ederken, Kufe’de gelen bir yolcu Müslim b.Akil ile Hnai b.Urve’nin öldürüldüğünü ve cesetlerinin de şehrin sokaklarında sürüklendiğini haber verdi. Bunun üzerine Hz.Hüseyin geri dönmek istediyse de, Müslim b.Akil’in kardeşleri ve oğullarının “ Ya intikamımızı alır,veya öldürülürüz” diyerek, dönmek istememeleri üzerine yola devam edildi.(Belazuri, ed-Dineveri,İbn Hacer, İbn Kesir’den kaynak gösterilmiş)” (Prof. Dr. İbrahim sarıçam, Emevi-Haşimi İlişkileri, s.319) Elbette ki o kadar uzun bir yolda buna benzer yine birçok insandan Kufe’de ki son durumun ne olduğunu da ayrıntısıyla anlatmış olmalıydılar. Prof.Adnan Demircan bu konuda Abdullah b. Muti ve Esedoğullarından birisinin de benzer şekilde haberleri Hüseyin’e anlattığını yazar. Hüseyin yola çıktıktan sonra Mekke Valisi aynı şekilde Küfe Valisi Ubeydullah’a durumu acil olarak bildirmiştir. Kufe Valisi de Hüseyin’in gelişini takip etmekte ve Kufe şehrine giriş yollarını denetim altına alır şehre gelip gitmeleri yasaklar. Batı yönüne gidişleri engeller.
Ubeydullah b.Ziyad’ın Kufe’de yaptığı acımasız şiddet ile katliam haberleri kafileye ulaştıkça , Hüseyin’in yanında giden birçok kişinin gitmekten vazgeçerek ayrıldıkları yazılıyor. Hüseyin bu durumda “…Ayrılmak isteyenler gidebilir. Benimle gitmeye mecbur değilsiniz” diye açıklamalar yapar. Fırat- Kerbela yakınlarına gelindiğinde Hüseyin’in kafilesinde sadece aile efradı ve sadık yoldaşları kalmıştır.
Ubeydullah bu arada Hür b.Yezid et- Temimi komutasına 1000 kişilik bir süvari birliği vererek Kadisiye yakınlarına kadar gelen Hüseyin’in önünün kesilmesini ve ikna ederek kendisine getirilmesini emreder. Hz.Hüseyin bu gelen askerlerle konuşur ve gelmesinin sebebi olarak Kufelilerin ısrarlı davetleri ve mektupları üzerine geldiğini anlatır. “… Hz. Hüseyin’in onlar(Kufeliler) tarafından davet edildiğini hatırlatması üzerine Kufelilerin(askeri birliktekiler) susarak cevap vermedikleri ifade edilmektedir. Hz. Hüseyin benzer konuşmayı ikindi namazından sonra da yaptı. Hür, ona cevaben “ Vallahi, hangi mektuplardan bahsettiğini bilmiyoruz” dedi. Bunun üzerine Hüseyin mektupların getirilmesini istedi ve Hür’e iki heybe dolusu mektup gösterdi. Ancak Hür, “ Biz bu mektupları sana yazanlardan değiliz. Biz seninle karşılaştığımızda, seni Ubeydullah’a götürünceye kadar senden ayrılmamamız emredildi” dedi. Hür, Hz. Hüseyin ve beraberindekilerin dönmelerine izin vermiyordu. Beraber Kufe’ye gitmeleri dışında başka bir yere gitmesine de izin verilmiyordu. Bu hususta aralarında tartışmalar oldu. Nihayet başka bir yere gidilerek validen gelen cevabın beklenmesine karar verildi. Hz.Hüseyin zorunlu olarak kuzeye yöneldi. Hür b. Yezid de durumu Ubeydullah’a bildirdi. Hz. Hüseyin’in zorunlu yolculuğu Kerbela’ya kadar uzandı. ( Bu arada vali Ubeydullah aceleyle Hür’e bir emirname -mektup gönderiyor) Mektupta şunları söylüyordu.” Hüseyin ve adamlarını mektubun sana ulaştığı yerde muhasara et(kuşatma altına al ve bir yere kıpırdatma).Ağaçsız ve susuz bir yer dışında konaklamasına izin verme. Mektubu getiren kişiye bu husustaki uygulamalarını bana haber vermesini emrettim.” (Prof. Adnan Demircan,age.s.46)
Kufe valisi Ubeydullah b. Ziyad’ın “Çorak ve ağaçsız su olmayan bir yerde bekletin emri 2 Ekim 680 günü göndermiştir. Demek ki zalim oğlu zalim vali, kafiledeki insanları aç ve susuz bıraktırarak teslim almaya zorlamayı da hesap etmiştir. Hür’e verilen emirle Hüseyin geri dönmek veya başka bir yere gitmek gibi bir girişimine izin verilmeyeceği, kesin olarak ya Yezid’e biat ya da ölüm seçeneği olacağı her halinde belli olmuştur. Hür ile görüşmelerde gelinen yer kurak susuz ağaçsız bir yer Kerbela çölüydü, orada kalmaya mecbur edildiler. Öncü komutanı Hür, her şeye rağmen Hüseyin ile görüşme bir çözüm bulma konusunda yine de esmek davranıyordu. Hz. Hüseyin Hür’e, hem de askerlerine defalarca hitap ederek Peygamber evladı olduğunu, buralara Kufelilerin yoğun istek ve davetleri üzerine geldiğini anlatmaya çalışmıştır. Ama hiçbir etkisi olmadı ve kuşatma sıkı bir şekilde devam ettiriliyordu.
Esas Katil Ömer b.Sad Geliyor
Öyle anlaşılıyor ki küfe valisi Hür ile bu işin olmayacağını, onun yerine daha büyük bir orduyu ve başına da zalim ve ahlaksız birini getirmeye kadar veriyor. Ubeydullah bula bula Kureyş kabilesinde ve Hüseyin’in akrabası, Ebu Süfyanlara karşı amansız mücadelelerde Hz. Hüseyin’in dedesi Hz. Muhammed ile omuz omuza savaşlara katılan, Peygamber tarafınca cennetlikle müjdelenen on kişiden birisi olan Sad Ebu Vakkas’ın oğlu Ömer’i buluyor. Ubeydullah b.Ziyad, Ömer’i, Rey valiliğine atayacağını ama önce Kerbela’ya gidip Hz. Hüseyin’i Yezid’e biat ettirip sağ, yada biat etmez ise ölüsünün getirilmesini, ondan sonra da ödül olarak Rey’e vali atayacağını bildiriyor. Ömer b.Sad bu teklife önce soğuk bakıyor. Ama Ubeydullah üsteleyince, akrabalarının “ sakın kabul etme” demesine rağmen Ömer gelip Valinin teklifini kabul eder. Bu sefer yanına 4000 kişilik bir ordu katarak Kerbela’ya gönderilir. Ömer dört bin kişi ile Kerbela’ya geldiğinde orada önceden gelen bin kişi ile birleşerek beş bin kişi oluyorlar. Bazı kaynaklar çok daha fazla askerin geldiğini de söyler. Ama 70-80 kişinin olduğu bir kafileye 5000 kişi olması da elbette ki denk bir durum değildir. Hz. Hüseyin Ömer b.Sad’ı karşısında görünce çok üzülür. Ona kızar ve çok ağır sözler söyler. Mealen “ Hey Ömer, utanmıyor musun! Sen hangi yüzle benim karşıma geldin. Baban Sad Ebu Vakkas ki, dedem Hz. Muhammed ve babam Ali ile Ebu Süfyanlara karşı omuz omuza savaşan bir insandı. Sen Ebu Süfyan’ın torunu Yezid’e komutan olarak beni öldürmeye geldin. Utanmıyor musun?” diye birçok sözleri söyler. Ama utanmaz ahlaksız adam kar etmez. “ Ben emir kuluyum .Bana verilen emre göre ya Yezid’e biat edersin, yada kelleni keserek Şam’a göndermek için buraya gönderildim” der. Hüseyin birçok teklifte bulunur. Kaynakların bir çoğuna göre Hüseyin, “ Önce şu kuşatmayı kaldırın. Susuz kaldık. Fırat’a gidip su alalım. Çoluk çocuk susuz perişan oluyor. Ben buraya Kufelilerin yoğun talebi üzerine geldim.işte mektupları torbalarda duruyor. Ama Kufeliler sözlerinde durmadılar. Amcam oğlu Müslüm b. Akil öldürüldü. Bu andan sonra benim Kufe’ye gitmem mümkün değil. Size üç önerim var. Yezid’e kesin olarak biat etmem. Ubeydullah’ın yanına da gitmem. Sizler kuşatmayı kaldırın, ben heyetimle Mekke’ye geri döneyim. Ya da Yezid ile durumu görüşmek için Şam’a gideyim . O da olmadı bırakın ailemle beraber sınır bölgelerinde bir yere giderek orada yaşamıma devam edeyim” demiştir. Ama Ömer b. Sad bu önerileri kabul etmez. “ Ya bizimle Kufe’ye Valinin yanına gelirsin, Yezid’e biat edersin, yoksa sana savaşa başlayacağız” diyor. Hz. Hüseyin bu cevap karşısında “ Ben ne Yezid’e biat ederim ,ne de Vali Ubeydullah’ın yanına gelirim” diyor. Son olarak şu konuşmayı yapıyor: “Ey insanlar! Allah’ın emrine uymaya ikrar ettiniz ve elçisi olan Hz. Muhammed’e de iman ettiniz, ama daha sonra torunlarını ve Ehl-i Beyt’ini öldürmek için saldırıya geçtiniz. Soyumu söyleyin, ben kimim? Ben, Peygamberinizin kızının oğlu değil miyim? Ben, Peygamberinizin vasisi ve amcası oğlunun oğlu değil miyim? Ben, herkesten önce Allah’a iman eden ve Peygamber’in risaletini tasdik eden kimsenin oğlu değil miyim? Seyyid-uş Şüheda olan Hamza, babamın amcası değil midir? Cafer-i Tayyar amcam değil midir? Peygamber’in benim ve kardeşim hakkındaki: “Bu ikisi cennet gençlerinin efendileridir” sözünü duymamış mısınız?” (Hüseyin Dedekarakınoğlu, Dedelerin Gözüyle Kerbela ve Öncesi-Sonrası,Uluslararası Kerbela ve Hz.Hüseyin Sempozyumu,yayına hazırlayan Gülağ Öz) Sürecin yine uzadığını gören Ubeydullah, Ömer b. Sad’ında tereddüde düştüğünü düşünerek acil kaydıyla bir mektup daha yazar ve “ Şu işi uzatma yoksa seni de görevden alırım.” Prof.İbrahim Sarıçam bu noktada ilginç bir bilgi veriyor. “…Ubeydullah onun (Hüseyin’in) Yezid’e gitmesini kabul etmek istediyse de yanında bulunan Şemir b.Zi’l Cevşen adlı şahıs Hz.Hüseyin’in önce kendisine teslim olması gerektiğini söyledi. Ancak Hz.Hüseyin bunu kabul etmedi. Ömer b.Sad, Hz. Hüseyin’le savaşmakta çekingen davranınca, Ubeydullah ona bir mektup yazarak emrinin yerine getirmesini, aksi taktirde ordusunun komutasını Şemir b.Zi’l-Cevşen’e teslim etmesini istedi. Mektup şöyle diyordu.” Hüseyin ve beraberindekileri teslim al ve bana gönder. Şayet kabul etmezlerse onları öldürünceye ve uzuvlarını kesinceye kadar savaş ve üzerlerine hücum et…Hüseyin öldürülürse atlan onun üzerinde geçip çiğnesin.” (Prof.İbrahim Sarıçam,age,s.322)
Artık görüşmeler kesilip savaş düzeni alınıyor. Bu arada 10 Ekim sabahı ilginç bir durum yaşanıyor. Daha önce gelen bin kişilik öncü ordusu komutanı Hür, Hüseyin’e savaş açmaya karşı çıkarak kendi ordusundan ayrılarak Hüseyin’in safına geçerek Yezid ordusuna karşı en önde savaşarak şehit oluyor. Hz. Hüseyin’de küçük ordusu ile Yezid ordusuna karşı savaş düzeni aldırıyor. Son ana kadar karşılıklı sözler ve atışmalar devam ediyor. “… 10 Ekim 680 tarihinde Hz. Hüseyin, savaşın tek cepheden yapılmasını sağlamak için çadırların arka tarafına çukurlar kazdırarak içine odunlar doldurup onları yaktırdı. Hz. Hüseyin 32 süvari, 40’ı piyade olan bir avuç askerinin sağ cenahına Zübeyr b. El-Kayn’ı, sol cenahına da Habib b. Müzahir’i komutan olarak atadı. Sancağı da kardeşi el- Abbas b.Ali’ye verdi.(Celal Abbas)..Hür b. Yezid, Hz. Hüseyin’e karşı takınılan tutum karşısında ve tekliflerinin kabul edilmemesi üzerine pişman olup Hz. Hüseyin’in tarafına geçti. Daha sonra Ubeydullah’ın askerlerinin üzerine saldırdı ve onlarda iki kişiyi öldürdükten sonra öldürüldü. Hz. Hüseyin’in çatışmaları ilk başlatan kimse olmamak için beklediği söylenir. Ömer b. Sad’ın, Ubeydullah’ın huzurunda ilk oku atan kişinin kendisi olduğu hususunda tanıklık etmeleri için orduyu şahit tutarak ilk oku atmak suretiyle savaşı başlattığı nakledilir”(Prof. Adnan Demercan,age,s.51)
Bu andan sonra Kerbela’da, insanlık tarihi açısından bir yanda mazlumlar öbür yanda zalim katiller arasında ki mücadele başlıyor. Hz. Hüseyin’in yanında ahlak, insanlık ,eşitlik ve adalet uğruna savaşan kahramanlar, karşılarında Yezid’in kurduğu düzende zulüm, acımasız sömürü ve zalimliğin timsali bir ordu ile mücadeleye başladılar. Hüseyin ve ordusu onuru, şerefi, karşı tarafın ordusu onursuzluğu ve şerefsizliği temsil ediyordu. Mücadele önce birebir (Mübareze) şeklinde bir müddet devam etti. Mazlumların kahramanları karşı tarafa çok zaiyat verince zalimler topluca saldırıp yok etme planını uygulardılar. Hz. Hüseyin dışında eli silah tutan tüm yoldaşları şehit oldu. Geriye sadece atı üstünde Hz. Hüseyin kalmıştı. Başta Hüseyin’in kız kardeşi Zeynep ve kadınlar, çocuklar gözleri önünde eşleri, kardeşleri çocukları öldürülürken feryat edip duruyorlardı. Hüseyin’in oğlu Zeynel Abidin hasta olduğu için çadırda kalmıştır. “…Kufe ordusu toplu halde hücuma başladı. Şemir b.Zil Cevşen etrafındakilere Hz.Hüseyin’e saldırmaları için haykırdı. Bunun üzerine askerler her tarafta saldırdılar. Zur’a b.Şerik et-Temimi sol eli ve omuzuna darbelerde bulundu. Hz.Hüseyin, kendisi kalkıp sendeleyerek yürümeye çalışırken bıraktılar. Sinan b.Enes en- Nahai mızrağıyla saldırarak onu yere düşürdü. Şemir, Havleyy b.Yezid el- Asbahi’ye kafasını kesmesi için haykırdı. Havaleyy bunu yapmak istediyse de başaramadı. Bu defa Sinan b. Enes en- Nahai atından inerek Hz. Hüseyin’in başını gövdesinden ayırdı ve Havaleyye verdi. Hz. Hüseyin’in üzerinde ne varsa, elbiseleri, ayakkabıları, kılıcı hepsi alındı. Karargahta bulunan devler, yiyecekler ve elbiseler talan edildi. Kadınların yüzüklerine varıncaya kadar üzerlerinde ne varsa alındı. Hz. Hüseyin’in vücudunda 33 mızrak ve 34 kılıç yarası tesbit edildi. Şemir hasta ve yatakta olan Ali b.Hüseyin’ni de(Zeynel Abidin) öldürmek istediyse de buna engel olundu. Hz. Hüseyin’in cesedi, Ubeydullah’ın daha önce verdiği talimat üzerine atlara çiğnetildi. Ömer b. Sad, kendi ordusunda öldürülen 88 kişinin namazını kılarak defnetti. Hz. Hüseyin ve arkadaşlarından öldürülenlerin toplam sayısı 72 kişi idi. Bunların cesetleri erkesi gün, yakında bulunan Beni Esed’den el- Ğadıriyye köylüleri tarafından defnedildiler.” (Prof.İbrahim Sarıçam, Emevi-Haşimi İlişkileri,s.323)
Sonuç Olarak
İşte Kerbela’da yapılan bu alçak ve şerefsizce saldırıdan sonra daha bir şey yazmak insanın içinde gelmiyor. Genel çoğunluğun bildiği acı şeyleri de yazmaya elim varmıyor. Ben sadece Prof. Mehmet Mahfuz Söylemez’in yazdığı Kufe adlı kitabında bazı bilgileri paylaşarak makaleye son vereceğim. Mehmet Mahfuz Söylemez Hocanın verdiği bilgilere göre ,Kerbela şehitlerinin cesetleri açıkta bırakılıp kurda kuşa yem edilirken, Kufe’nin anlı şanlı kabilelerine mensupları olup katliama katılan bazı kişiler savaş sonrasında öldürdükleri insanların sayısını vererek belki de delil olsun diye şehitlerin başlarını toplayıp getirerek validen bahşiş almışlardır. “…Kinde Kabilesi: Güney Arabistan kabileleriden olan Kinde.. Eşas b.Kays’tan sonra oğlu Muhammed b.Eşas b.Kays lideri oldu. Hz. Hüseyin’e karşı Ubeydullah’ı destekledi. Ve onun katlinde(Hüseyin’in) Ömer b. Sad b.Ebi Vakkas’ın ordusunda ,Kays b. Eşas b.Kays komutasında yer aldı. Hz. Hüseyin’in ailesinden 10 kişi öldürdü”(s. 129) Mezic Kabilesi: Yemen kökenlidir, Kufe’de itibar sahibi Mezic,Hz. Hüseyin’in ile bulunanlardan 7 kişiyi öldürmüştür.(s.132) …Esed Kabilesi: Hz. Hüseyin’in katli esnasında Ubeydullah b.Ziyad’ın yanında yer alan kabile mensuplarının, Hz. Hüseyin’in akrabalarından 6 kişiyi öldürdükleri kaydedilmektedir.(s.147)…Sakif Kabilesi: Anavatanı Taif olan ve Emevilerin yanında yer alan Sakif kabilesi mensupları, Hz. Hüseyin’in katli esnasında Ubeydullah b.Ziyad’ın yanında yer aldılar. Hz. Hüseyin’in yakınlarından 13 kişiyi öldürdüğü kaydedilmektedir.(s,158)” (Prof. Mehmet Mahfuz Söylemez, Küfe)
Hz. Hüseyin ve yoldaşlarına selam olsun. Yezid ve onun yolunda gidenlere de yün bin kez lahanet olsun.
21 Haziran 2026
Zeynel COŞAR


KERBELA KATLİAMINDA KUFELİLER VE SAKİF KABİLESİNİN ROLÜ










