Ana Sayfa Makaleler Yavuz Sultan Selim, İdris-i Bitlisî ve Kızılbaş Kırımları: Çaldıran Öncesi ve Sonrası...

Yavuz Sultan Selim, İdris-i Bitlisî ve Kızılbaş Kırımları: Çaldıran Öncesi ve Sonrası Üzerine Tarihsel Bir İnceleme

0

Yavuz Sultan Selim, İdris-i Bitlisî ve Kızılbaş Kırımları: Çaldıran Öncesi ve Sonrası Üzerine Tarihsel Bir İnceleme

Giriş

Osmanlı tarihinin en tartışmalı dönemlerinden biri olan Yavuz Sultan Selim devri (1512–1520), yalnızca Osmanlı-Safevi rekabeti açısından değil, Anadolu’daki Kızılbaş topluluklarının yaşadığı büyük kırımlar ve travmalar bakımından da tarihsel hafızada önemli bir yere sahiptir. Özellikle 1514 Çaldıran Savaşı öncesinde ve sonrasında yaşanan olaylar, Alevi toplumunun kolektif belleğinde derin izler bırakmış, yüzyıllar boyunca aktarılan sözlü geleneklerin ve tarih anlatılarının temel unsurlarından biri hâline gelmiştir.

Bu süreçte adı en çok anılan şahsiyetlerden biri de Kürt kökenli Osmanlı devlet adamı ve tarihçisi İdris-i Bitlisî’dir. Bitlisî’nin Osmanlı-Safevi mücadelesinde oynadığı rol, özellikle Doğu Anadolu’nun Osmanlı hakimiyetine geçiş sürecindeki faaliyetleri nedeniyle tarihçiler arasında yoğun tartışmalara konu olmuştur.

Osmanlı-Safevi Rekabetinin Arka Planı

  1. yüzyılın sonlarından itibaren Anadolu’da önemli bir siyasi ve dini dönüşüm yaşanmaktaydı. Erdebil Tekkesi etrafında gelişen Safevi hareketi, Şah İsmail’in liderliğinde kısa sürede güçlü bir devlet hâline geldi. Safeviler yalnızca İran’da değil, Anadolu’nun birçok bölgesinde yaşayan Türkmen toplulukları arasında da büyük destek buldu.

Osmanlı yönetimi açısından bu durum ciddi bir güvenlik sorunu olarak görülüyordu. Çünkü Anadolu’daki birçok Türkmen aşireti Safevi propagandasından etkilenmekte ve Şah İsmail’i manevi lider olarak kabul etmekteydi. Bu bağlılık, Osmanlı merkezi otoritesinin gözünde siyasi bir tehdit olarak değerlendirildi.

II. Bayezid döneminde başlayan Kızılbaş takibi, Yavuz Sultan Selim’in tahta çıkmasıyla daha sert bir boyut kazandı. Yavuz, Safevilerle kaçınılmaz gördüğü savaştan önce Anadolu’daki Safevi yanlısı unsurları etkisiz hale getirmeyi amaçladı.

İdris-i Bitlisî’nin Osmanlı Siyasetindeki Rolü

1450’li yıllarda Bitlis’te doğan İdris-i Bitlisî, Akkoyunlu ve Safevi çevrelerinde bulunduktan sonra Osmanlı hizmetine girdi. Özellikle Yavuz Sultan Selim döneminde Doğu Anadolu siyasetinin şekillenmesinde önemli bir rol oynadı.

Bitlisî’nin en önemli faaliyetlerinden biri, bölgedeki Kürt beylerini Osmanlı tarafında birleştirmesi olmuştur. Bu diplomatik faaliyet sayesinde Çaldıran sonrasında Diyarbakır ve çevresindeki birçok bölge Osmanlı egemenliğine girmiştir. Modern tarih yazımında Bitlisî’nin bu rolü genel olarak kabul edilmektedir.

Ancak Alevi tarih yazımında İdris-i Bitlisî, yalnızca bir devlet adamı olarak değil, Kızılbaşlara yönelik baskı politikalarının ideolojik savunucularından biri olarak da değerlendirilmektedir. Özellikle Selimnâme türündeki eserlerde yer alan ifadeler bu tartışmaların merkezinde bulunmaktadır.

Çaldıran Öncesinde Kızılbaş Takibatı

1514 yılında başlayacak Safevi seferi öncesinde Osmanlı yönetimi Anadolu genelinde geniş çaplı bir soruşturma yürüttü. Osmanlı kroniklerinde, Kızılbaş olduğu düşünülen kişilerin isimlerinin tespit edilerek defterlere kaydedildiği belirtilmektedir.

Bazı Osmanlı kaynaklarında bu sayının 40.000 kişiye ulaştığı ifade edilir. İdris-i Bitlisî’nin aktardığı anlatılar daha sonraki birçok Osmanlı tarihçisi tarafından da tekrar edilmiştir.

Bununla birlikte günümüz tarihçileri arasında bu rakamın gerçekliği konusunda görüş birliği bulunmamaktadır. Bazı araştırmacılar sayının sembolik veya abartılı olabileceğini savunurken, bazıları ise geniş çaplı bir tasfiye hareketinin yaşandığını kabul etmekle birlikte rakamların kesin olarak doğrulanamadığını belirtmektedir.

Tarihsel belgelerden anlaşıldığı kadarıyla, birçok Kızılbaş idam edilmiş, sürgüne gönderilmiş veya hapsedilmiştir. Bu uygulamalar Anadolu’daki Alevi-Kızılbaş toplulukları üzerinde büyük bir korku ve travma yaratmıştır.

Çaldıran Savaşı (1514)

23 Ağustos 1514 tarihinde gerçekleşen Çaldıran Savaşı, Osmanlı ve Safevi devletleri arasındaki mücadelenin dönüm noktası oldu. Osmanlı ordusu ateşli silahlar ve topçu birlikleri sayesinde Safevi kuvvetlerini mağlup etti.

Bu savaş yalnızca iki devlet arasındaki askerî bir mücadele değildi. Aynı zamanda Anadolu’daki mezhepsel ve siyasi dengeleri de derinden etkiledi. Çaldıran yenilgisi sonrasında Safevilerin Anadolu üzerindeki etkisi önemli ölçüde zayıfladı. Buna karşılık Osmanlı merkezi otoritesi güç kazandı.

Çaldıran Sonrası Kızılbaş Topluluklarının Durumu

Çaldıran sonrasında Osmanlı yönetimi, Safevi yanlısı olduğu düşünülen topluluklara yönelik baskılarını sürdürdü. Kızılbaş köylerinin takip edildiği, bazı bölgelerde sürgün uygulamalarının gerçekleştirildiği ve devlet denetiminin artırıldığı bilinmektedir.

Alevi sözlü kültüründe bu dönem “büyük kırımlar” dönemi olarak anılır. Deyişlerde, nefeslerde ve ocak anlatılarında Yavuz dönemi zulmü sıkça işlenmiştir. Bu hafıza günümüze kadar canlılığını korumuştur.

Bazı araştırmacılar, Osmanlı’nın uygulamalarını güvenlik politikası çerçevesinde değerlendirirken; diğerleri bu süreci mezhepsel temelli bir kıyım ve sistematik tasfiye hareketi olarak yorumlamaktadır. Bu nedenle konu günümüzde de tarihçiler arasında tartışmalı niteliğini korumaktadır.

Alevi Toplumsal Hafızasında Yavuz ve İdris-i Bitlisî

Alevi toplumunun kolektif belleğinde Yavuz Sultan Selim, çoğu zaman baskı ve kıyımlarla özdeşleştirilen bir tarihsel figürdür. İdris-i Bitlisî de bu anlatılarda önemli bir yer tutar.

Özellikle Dersim, Sivas, Tokat, Çorum, Amasya ve Maraş çevresindeki Alevi topluluklarında aktarılan sözlü tarih anlatılarında Yavuz dönemi, “Kızılbaş kırımları”nın başlangıç noktalarından biri olarak görülmektedir.

Bu hafıza yalnızca geçmişte yaşanan olayların hatırlanması değil, aynı zamanda Alevi kimliğinin şekillenmesinde etkili olan tarihsel deneyimlerin kuşaktan kuşağa aktarılması anlamına da gelmektedir.

Sonuç

Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisî döneminde yaşanan olaylar, Osmanlı-Safevi rekabetinin bir sonucu olarak ortaya çıkmış olsa da, Anadolu’daki Kızılbaş toplulukları açısından derin toplumsal yaralar bırakmıştır. Çaldıran öncesinde gerçekleştirilen soruşturmalar, idamlar, sürgünler ve savaş sonrasında devam eden baskılar, Alevi tarihsel hafızasında unutulmayan bir travmaya dönüşmüştür.

Bugün tarihçiler, olayların boyutu ve niteliği konusunda farklı görüşler ileri sürseler de, 16. yüzyılın başlarında Anadolu’daki Kızılbaş topluluklarının ağır baskılarla karşı karşıya kaldığı konusunda genel bir uzlaşı bulunmaktadır. Bu nedenle Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisî dönemi, yalnızca siyasi tarih açısından değil, Alevi toplumsal belleğini anlamak açısından da büyük önem taşımaktadır.

Kaynakça

  • Faruk Sümer, Safevi Devletinin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü.
  • Rıza Yıldırım, Aleviliğin Doğuşu.
  • Ahmet Yaşar Ocak, Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler.
  • Metin Ziya Köse, “Yavuz Sultan Selim Döneminde Gerçekleşen Kızılbaş Teftişine Analitik Bir Yaklaşım Denemesi”.
  • Feridun M. Emecen, Yavuz Sultan Selim.
  • Vural Genç, İdris-i Bitlisî ve Selimşahname Çalışmaları.
  • Türk Tarih Kurumu, Çaldıran Sonrası Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun İdari Yapılanması.

YORUM YOK

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Mobil sürümden çık